MALAZGİRT ZAFERİNE DOĞRU TARİHİ OLAYLARIN SEYRİ


Karahitaylılar’ın baskısıyla anayurtlarından ayrılan Oğuzlar; büyük mücadeleler sonunda Gazneliler’e karşı 1040 da Dandanakan Savaşını kazanarak Büyük Selçuklu Devleti’ni kurdular.

Bu sırada İslam aleminin temsilcisi durumunda bulunan Abbasiler ’in başı, Büveyhoğulları’nın Dini ve siyasi baskılarıyla nedeniyle büyük dertte idi. Önce Gazneli Mahmut’tan yardım isteyen Abbasi halifesi, şimdide Tuğrul Bey’den Büvehoğulları'na karşı acele yardım dileğinde bulunuyordu.

Hakikaten Abbasiler, İslam’a hizmet açısından tarihi misyonlarını tamamlamışlardı. İslam’ı tehdit eden o zamanı en büyük devleti Bizans’tı. Ermeniler ve Abbasiler ne kadar uğraşmışlarsa da Anadolu’yu çökertmek için “sudur el-İslam” adını verdikleri uç şehirleri kurmalarına rağmen, bu aziz belde bir türlü düşürülememişti. Hatta bu uğurda Peygamberimiz (S.A.V.)’ in aziz mihmandarı Eba Eyyup el-Ensar hazretleri 668 tarihinde surların yanında şehit olmuş, Harun er-Reşit ise her sene yaz ve kış aylarında Bizans’a sefer yapmayı nefsine şart koşmuştu. Bu askeri seferler Bizans’ı yıpratmasına rağmen, surların sağlamlığı ve grejuva ateşinin yanıcı ve yakıcı özelliği sayesinde varlıklarını koruyorlardı.

Abbasi ordusunun en önemli unsurunu teşkil eden Türk komutanların Anadolu gazalarında büyük gayretleri görülüyordu.

Fakat bu akınlar zamanla azalmaya başladı. Sugur vilayetlerine artık mücahitler eskisi gibi gelmediği gibi, zenginlerde bu bölgeleri besleyen vakıflarını kesmişlerdi.

Ayrıca Abbasi ordusu nu teşkil eden Türk ve İran askerleri arasında büyük bir nüfuz mücadelesi başlamıştı. Bunun sebebi ise elbette başta bulunan halifelerin öncekilerin yerini tutmamasıydı.

Bu akınlar karşısında devamlı müdafaada kalan Bizans,Müslümanların bu zaafını değerlendirerek atağa kalktı. Makedonya soyu (867-1057) zamanında 2. Nikephoros Phokas (963-969) Kıbrıs ve Girit’i Müslümanlardan alarak Antep’i işgal ettiler. Halep şehrini yağmaladı ileri hareketini sürdüren Bizans daha sonra Adana Tarsus Misis gibi önemli şehirleri ele geçirdi (964). Böylece Müslümanları Klikya’dan çıkarmış oldular. Hatta Antakya da Bizans’ın eline geçti.

Bizans saldırılarının devam etmesi üzerine, yüzbinlerce Müslüman Arap ülkelerine göçtü. Zira Bizans eline geçirdiği yerlerde ki Müslümanları ya Hıristiyan yapıyor yada öldürüyor. Onlarda Müslümanların gösterdiği müsamaha asla olmadı.

Tuğrul Bey’in Büyük Selçuklu İmparatorluğunu kurmasıyla birlikte, aralıksız gelen aşiretlerin miktarı birden bire arttı. İrsi beyler idaresindeki bu düzensiz birlikler, bütün eşyaları ve ev halkıyla birlikte geldikleri için onlara yeni bir yurt lazımdı. Bunun içinde en uygun yer bozkır iklimi özellikleri taşıyan Anadolu idi. Üstelik İslam’a en büyük tehlike yine oradan gelebilirdi. Zira Bizans Avrupa’nın doğu ’ya açılan tek kapısı idi. Her halükarda Anadolu’nun fethedilmesi gerekiyordu. Bizans idarecileri yarı serf halindeki biçare halkına çok zalimce davranıyor, aralıksız yapılan savaşlarda Anadolu halkını bunaltmış bulunuyordu. Bu bilgiler ışığında devlet politikası olarak Selçuklular’ın Anadolu’yu fethe zorlayan sebepler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1- Tuğrul Bey’ in, Devlet otoritesini dinlemeyen göçebe Oğuzlar’ a, kendilerine yurt bulmak ve sürülerini otlatmak için Anadolu’yu hedef göstermesi.

2- Devletin mütemadiyen artan halkına yer bulmak ihtiyacı.

3- Devletin yerli halkı istila ve anarşiye karşı korumayı bir vazife bilerek Anadolu’ya yönelmesi.

4- Abbasi halifesinin Tuğrul Bey’i Fatimiler’i yıkmaya davet etmesi.

5- Anadolu’da güzel yayla ve kışlakların bulunması.

6- Türk sultanlarının “Cihan Hakimiyeti Mefkûresi” yüksek idealini taşımaları.

Yukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı gibi Büyük Selçuklu Devleti hedef olarak Anadolu’yu seçmiş bulunuyordu. Zaten Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) Kostantiniyye hakkında ifade buyurduğu Hadis-i Şerif de Bizans’a yönelmenin belki de en başında geliyordu. Bilindiği gibi Selçuklu Sultanlarının iki önemli hedeflerinden birisi Mısır’dan İslam ülkelerine nifak tohumları saçan Fatimiler’i yıkmak, ikincisi ise Anadolu’yu fethetmek idi.

Tuğrul bey bu maksatla beylerini Anadolu’yu fethetmek için görevlendirdi. 1948 den sonra doğunun kalesi olan Malazgirt’i bizzat kuşattıysa da alamadı. Halife tarafından Bağdat’a çağrılan Sultan iç isyanlarla uğraştı. Bununla beraber komutanlarını Bizans’ı rahat bırakmamak için Anadolu gazalarına gönderdi. Çağrı Beyin oğullarından Emir Yakuti Bey emrindeki Samuk, Emir Dindar gibi beylerle aralıksız seferlerde bulundular.

Kendime bir saray yaptırdığım zaman yanına bir cami yaptırmazsam Allah’tan utanırım” diyen ve her gittiği yerde önce din büyüklerini ziyaret edip hayır dualarını alan Tuğrul Bey’ in 1063’te ölümü ile üzerine oğlu Alp Arslan geçti.

Hükümdarlar arasında Alp Arslan kadar dine ve cihada bağlı olanı yoktur. Tuğrul Bey gibi çok dindardı. Halk arasında kerametine bile inanılıyordu. Nizamiye medreselerinin açılmasına vesile olarak, İslami çeşitli sapık akımların tehlikesinden korumuş zamanın en büyük alimlerinden Ebu İshak Şirazi, Gazali ve Ebubekir Şaşi gibi müderrisler ders vermişlerdir. Bugün İslam’ın berraklığını bu medreselere borçluyuz.

Alp Arslan ilk iş olarak 1064te amcası Tuğrul Bey’in yolunu izleyerek Anadolu’nun fethini ele aldı.

Yanında oğlu Melikşah ve veziri Nizamülmülk olduğu halde büyük bir ordu ile Rey’den Azerbaycan’a geldi. Urmiye gölünün kuzeyinde Merend’e geldiğinde, Anadolu’ya sürekli akınlar yapmakta olan Tuğtekin kalabalık ordusu ile Sultan’ faydalı bilgiler sundu. Tuğtekin Gürcü beldelerini küfür ve isyan kapladığını bildirdi ve Anadolu’dan Gürcistan üzerine gidilmesini tavsiye etti.

Bunun üzerine Gürcistan’a yönelen Alp Arslan buralardaki azgınlıklara son vererek İslam’ı yerleştirdi. Bu arada Melikşah ile Nizamımülk de önemli kaleleri ele geçirmişlerdi. Bu bölgede birleşen ordular, Doğu’nun kilidi durumunda bulunan ve “alınamaz” olduğuna inanılan Ani Kalesi’ni büyük kahramanlıklar sonucunda 1064’te fethetti.

MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ

Olayların giderek Bizans’ın aleyhine doğru gelişmesi İmparatoru harekete geçirdi artık Türkler’ e katli darbeyi vuracak ve onları ebediyen Anadolu’ dan söküp atacaktı.

Bu maksat için hatırladığı muazzam ordusunda Balkanlardaki Peçensek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcü askerleri de yer alıyordu. Çeşitli abartmalı Doğu kaynakları bir tarafa bırakılırsa, Bizans ordusunun 30.000 kumandanın yönettiği atlı ve yaya olmak üzere 200.000 kişi civarında olduğu söylenebilir.

Romanos Diogenes 1071 yılının ilkbaharında yola çıktı. Sivas’a geldiğinde ElbasanDın Bizans’a karşı kazandığı zaferi dolayısıyla Rumlar’ın; “Ermeniler bize Türkler ’den daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler” şeklindeki sözleriyle karşılaştı. Bunun üzerine İmparator şehri tahrip etti ve pek çok Ermeni’yi de katletti. Bu arada kumandanları Tarkhaniotes ile Briyennios İmparator’a Sivas’ta veya Erzurum’da kalmayı, köyleri tahrip ederek Türkleri’i açlığa mahkum etmeyi tavsiye edecek kadar ileri gidiyorlar ve Anadolu’yu viran etmekten çekinmiyorlardı.

Bu sırada güney seferlerinde bulunan Sultan Alp Arslan da İmparator’ un büyük ordusuyla Erzurum’a vardığını öğrenmişti. Hızla kuzeye yönelerek Ahlat’a ulaştı. Burada kuvvetleriyle kendisini bekleyen Afşin’i görünce morali düzeldi.

Alp Arslan’ beraberinde yedek atlarıyla birlikte 4000 hassa askerinden başka çeşitli komutanların emri altında 40 bin akıncı kuvveti , ayrıca Devleti’ne tabi, çeşitli bölgelerden gelen 10 bin kadar da aşiret kuvvetleri katılmıştı. Aşağı yukarı Selçuklu ordusu en iyimser görüşe nazaran 50-60 bin civarında idi.

Aralarında büyük bir sayı farkı olmakla beraber Bizans ordusu, din milliyet mefküre bakımından çok ahenksiz ve hatta birbirine düşman unsurlarından teşekkül ediyordu.buna karşılık Türk ordusu büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti. Hepsi Türk İslam mefkuresi altında birleşmiş mağlubiyet halinde akıbetin büyük tehlikelerle dolu olduğunu kavramış askerlerdi. İslam adına yapılacak bu savaşta, İslam ın kaderi çizilecekti.

Fakat yinede bu kahir üstünlük karşısında kaygı duymamak mümkün değildi. Alp Arslan bu endişeyi taşıyordu. Bundan dolayı şehit olmayı göze alan Alp Arslan, kendisinden sonra Melik şah için ordusundan bağlılık biatı aldıktan sonra, payitahtın ve devletin istikbali için Melik şah ve Nizamülmülk’ü merkeze göndererek gereken tedbirleri aldırmıştır. Hatta yine bu endişesi dolayısıyla Sultan, Halifenin elçisi ibn Muhalleban ile birlikte Savtekin’i imparatora göndererek sulh teklifinde bulundu. Belki de Alp Arslan zaman kazanmak istiyordu.

Ancak bütün varı yoğunu ortaya koyan imparatorun sulh yapması beklenemezdi. Alp Arslan ret cevabını 24 Ağustos 1071 günü alınca çok üzüldü ve bu mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya başladı.

İslam dünyasının kaderi ile ilgili bir meydan muharebesi için bütün İslam ülkelerinde camilerde okutmak üzere şu metnini okuttu.”Allah’ım İslam sancaklarını yükselt ve hayatlarını sana kulluk için esirgemeyen mücahitlerini yalnız bırakma, Alp Arslan’ düşmanlarına karşı muzaffer kıl...”

Perşembe gününden Cuma sabahına kadar tekbir sesleri ,davul,boru ,haykırma gibi görüntülerle, Bizans askerleri uykusuzluk, korku ve şaşkınlık içinde bıraktı.

Alp Arslan Cuma günü askerlini topladı. Atından inerek secdeye vardı ve “Ya Rabbi, seni kendime vekil yapıyorum ve senin için savaşıyorum. Ey Allah’ım, niyetim halistir. Bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret” duası ile derin imanının gereğini yaparak başını yerden kaldırdı. Sonrada beylerine,bu inanç ve kahramanlığının yüceliğini gösteren şu hitabede bulundu:”Burada Allah’tan başka bir Sultan yoktur, emir ve kader tamamıyla onun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya savaşmamak için uzaklaşmakta serbestsiniz” dedi. Bu söz üzerine bütün erler “Asla emrinden ayrılmayacağız”dediler ve ağlaştılar.

Sultan beyazlar giyindi, savaş aletlerini bırakarak son vasiyetinde bulundu:”Ey askerlerim, eğer şehit olursam beni bu beyaz elbise benim kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Melik şah 'ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız.

Artık savaş başlamak üzere idi.26 Ağustos 1071 günü sıcak bir havada savaş başladı. Muharebe akşama kadar devam etti. Türk kıtaları ani bir saldırışa geçerek düşmanı birden şaşkınlığa uğrattı.tam bu sırada iki kanatların ucunda bulunan Uz ve Peçenek süvarileri evvelce kararlaştıkları üzere yön değiştirdiler.bu hadise Bizanslıları şaşkına çevirerek çökertti.

Öbür tarafta ise bizzat savaşa katılan ve sağa sola emirler yağdıran Sultan Alp Arslan’ın bu halini gören Aytekin, Sultan’ın önünde yeri öperek ondan; ”İslamlara acımasını ve vucudunu korumasını “niyaz etti. İmparator’ un kahramanca döğüşmesini rağmen muhaberenin akibetini akşama doğru belli olmuştu. Savaş meydanı ölülerle dolmuş, ortalık birbirine karışmıştı. Bir ara Gevherayın‘ in Şadi ismindeki kölesi, mağlup İmparator’ u esir ederek Sultan’ın huzuruna götürdü. Savaş geceleyin devam etmesine rağmen sonuç değişmedi. Esirler, ölüler ve firariler sonucunda sabahleyin artık Bizans ordusunda eser kalmamıştı.

İlk önce İmparator’ un esir edildiğine inanmayan Alp Arslan nihayet ikna olunca ;”İmparator , müteessir olmayınız, insanların maceraları böyledir, size esir değil hükümdar görevi yapacağım” diyerek onu teselli etti.

Alp Arslan savaştan önce galip gelirse iyi davranacağı hususunda söz verdiği gibi hareket etti. Esir misafirini günlerce ağırlayıp teselli etti. Nihayet eski Türk usulüne göre kanları ile kardeş olduklarına delalet eden bir de muahede imzaladılar.

Bilahare aralarında yapılan sulh şartları da şunlardı:

1-İmparator kurtuluşu için 1,5 milyon dinar verecek.

2-Bizans her yıl Selçuklara 360 bin dinar ödeyecek.

3-Bizans elindeki esirleri serbest bırakacak.

4-Bizans gerektiğinde Selçuklular’ a askeri yardımda bulunacak.

5-İmparator kızarından birini Melik şah’a verecek

6-İmparator yeniden tahta oturduğu taktirde Antakya, Urfa, Membiç ve Malazgirt’i Selçuklulara verecekti.

Antlaşma hükümlerini askıda kalması üzerine Anadolu’nun kapıları hukuken açılarak Türklerin ebedi yurdu belirlenmiş oldu.


MALAZGİRT ZAFERİNİN TÜRK VE DÜNYA TARİHİ BAKIMINDAN ÖNEMİ

Alp Arslan Gazinin kazandığı bu zafer Türk-Oğuz boylarına Anadolu’nun kapıları açılmış bugünkü Türkiye’mizin fethi sağlanarak tarihimizde layık olduğu en mümtaz mevkiini almıştır.

Romanos Diogenes Amasya’ya vardığında buradan topladığı 200 bin altın ve değerli taşlarla bezenmiş altın bir leğen, ibrik ve tabak bulunan 70 bin altın değerindeki mücevheratı sultana verilmek üzere haciplere teslim etti. Bilahare Tokat yöresinde oğulluğu Konstantin Doucas ile yaptığı savaşı kaybetti. 1072 yılında da diğer oğulluğu karşısında, Tarsus ovasında mağlup oldu. Burada yakalanarak gözlerine mil çekildi.

İmparator bu acıklı halini Alp Arslan’a bir mektupla bildirdi.daha sonra gönderildiği Kınalı Adada büyük bir acı içinde öldü.

Sabık İmparator’un bu acıklı durumunu öğrenen Alp Arslan çok üzüldü. Üzüntüsü hiddete dönerek Anadolu’yu yağmadan vazgeçip fetih kararı aldı. Beylerini toplayarak onlara şu hitabede bulundu: “Bugünden itibaren Rumlar’la mevcut sulh sona ermiştir, artık haça tapanlar öldürülecek ve memleketleri feth olunacaktır. Bundan böyle Arslan yavruları olunuz ve Rumlara merhamet etmeyiniz.”

Bu kati fermanı alan Türk beyleri Anadolu’ya dört bir yandan dağıldılar. Birkaç sene içinde Anadolu’yu Türkleştirip İslamlaştırdılar.

Yine Malazgirt Zaferi, Avrupa’nın çehresini de değiştirerek bugünkü hale gelmelerinde birinci etken olmuştur. Şöyle ki;

Türklerin İstanbul Boğazına dayanmaları karşısında ne yapacağını şaşıra VII. Mikhael Doucas 1074 senesinde papa VII. Gregoir’e baş vurarak mezheplerin birleşmesi vaadiyle haçlı seferine çağırmış, o günlerde bu durum güncelleşmemişse de bundan 23 sene sonra seferleri başlamıştır.

SONUÇ

Malazgirt Zaferi’nin dünya tarihi açısından değerini belirten Karl Kienitz, bu hususta şöyle der: “Hitit’lerden sonra Anadolu’da uzun yıllar kökü dışarıda olan yabancıların etkisi altında yaşamak talihsizliğine uğradı. Alp Aslan’ın zafer günü olan 26 Ağustos 1071 tarihine kadar burası Doğu Roma İmparatorluğu’nun eyaleti olarak kaldı. Anadolu ancak Türkler tarafından fethedilerek yurt edinildikten sonra kendi toprakları üzerinde bulunan bir başkentten yönetilme saadetine ermiştir.

İşte Türk- İslam dünyası karşısında son Hıristiyan savletini kıran ve bugün üzerinde yaşadığımız yurdumuzun kapılarını açan büyük zafer budur. Türk ve İslam dünyası o mübarek Cuma günü tebriklerle hücuma kalkan Alp Arslan ve arkasındaki 60 bine yakın mücahitlere olan şükran borcunu hiçbir zaman unutmayacaktır.

Ruhları şad olsun.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !